Meditasyon Öncesi Kendini Topraklama

Herkese Merhabalar😄 
Olumlama yazımda da bahsetmiştim. Yaratıcı imgeleme adlı kitabı okuyorum bu aralar. İlk defa bir kitabı bu kadar yavaş okudum diyebilirim. Halada okuyorum. İçeriğinde çok güzel uygulamalar barındırıyor. Uygulayarak ilerliyorum. Benimde bugün denediğim, her türlü meditasyondan önce enerji akışını sağlamak ve her türlü engeli yok etmek amacıyla kullanılabilecek basit bir imgeleme tekniğini paylaşmak istiyorum.

Sırtınız dik ama rahat bir şekilde bir sandalyeye oturun ya da yerde bağdaş kurun. Gözlerinizi kapayın, 10 dan geriye doğru sayarak ağır ağır soluk alıp verin. Derin bir şekilde gevşediğinizi hissedene dek sürdürün.

Omurganızın en alt kısmına bağlı uzun bir kordonun yere kadar uzandığını, oradan da toprağa girdiğini hayal edin. Dilerseniz bunu, bir ağacın kökünün toprağın altına derin bir biçimde uzanışı olarak da düşünebilirsiniz. Buna ''topraklama kordonu'' denir.

Şimdi, yerin enerjisinin bu kordon vasıtasıyla yukarı doğru (eğer bir sandalyede oturuyorsanız ayak tabanlarınızdan yukarı doğru) çıktığını, bedeninizin her yanından geçerek yukarı doğru akmaya devam ettiğini ve başınızın üzerinden dışarı çıktığını imgeleyin. Bu akışın iyice oluştuğunu hissedene dek aynı görüntüyü resmetmeyi sürdürün. Şimdide kozmosun enerjisinin başınızın üzerinde içeri girdiğini, tüm bedeninizden, topraklama yapan kordonunuzdan ve ayaklarınızdan toprağa aktığını aktığını imgeleyin. Bu iki akışın farklı yönlere gidişini ve bedeninizde uyumlu olarak karıştığını hissetmeye çalışın.

alıntıdır
Yaratıcı İmgeleme
Shakti Gawain


SEVGİLER

#Günün Olumlaması 6

Herkese Merhabalar 😊
Baharın gelişi, sonunda benim kitap okumaya dönebilmem (uzun zamandır eski verimimle okuyamıyordum kör topal ilerliyordu :)), yaza fit girelim tedavi sonrası kilolara elveda derken yazmaya ve internete vakit ayırmadım. Blogdan uzak kalmayıda sevmiyorum ama diğer yaptıklarımlada huzurluyum bakalım dengeyi nasıl bulacağım. Şu aralar baya uzun süredir okuma listemde olan Shakti Gawain'in Yaratıcı İmgeleme kitabını okuyorum. İçinde bol bol olumlama var bende sizlerle paylaşmak istedim. Bugün paylaşacaklarımın konusu isteklerimizin olmamasından ötürü hissettiğimiz korkuyu dönüştürme üzerine.








Bugünlük bu kadar olsun bu kitaptaki olumlamaları vaktim oldukça paylaşmaya devam edeceğim.

SEVGİLER

#Mim: Marka Mimi

Herkese Merhabalar😊
Neşeli bulduğum ve bir mimle karşınızdayım. Mim etkinliklerini oldukça samimi buluyorum. Yazılarını okuyup onunla ilgili ufacık fikir edindiğimiz insanlar hakkında daha fazla bilgi veren bir etkinlik olduğunu düşünüyorum. Mimi başlatan Deep Tone'nun yazısının linkinide ekliyorum okumak isteyenler için.

İllede bu marka olmassa giymem kullanmam takıntılı biri değilim. Ama aldığım ürünü uzun süre kullanma konusunda takıntılıyım galiba.😊 Küçükken tüketim alışkanlıkları daha farklıydı sanırım annem ne aldıysa severek giyer kullanırdım. Ama yıllar içinde bazı markaların kaliteyi sabitlemeleri ya da ürün sonrası verdikleri destek sebebiyle satın alırken onları gözüm arar. Fiyatlarını da bütçeye uydurduğum an alırım.

Gelelim benim marka mimi cevaplarıma

1) Mavi jeans: Alakasız bir yerden kot aldığımda diz izi, yıkandıktan sonra giydiğim kotların kendini salması, renk solması vs vs problemleri sebebiyle maviyi tercih eder oldum. En ufak bir sorunum olduğu zaman sorgulamadan değişim yapmaları da artılarından.

2) Apple: Bu markanın stabil işletim sistemi artısı olduğunu bilmeyen yoktur. Fiyat performans değerlendirmesi yaptığımızda ülkemizdeki kur ve şirketin politikası sebebiyle bizim ülkemizde pahalı olduğunu söyleyebilirim. Bilgisayar olarak geçiş yapamadım gerçi şu an Lenovo kullanıyorum. Teknik desteğinden de fiyat performansından da memnunum ama bütçemi uygun gördüğüm ilk fırsatta bu markaya geçiş yapacağım. Çünkü stabil sistem ve hız benim için gittikçe önem kazanıyor. 

3) Bosch: Dayanıklı olması sebebiyle ailem ve benim için oldukça güvenilir bir firma. Satış sonrası teknik destek anlamında da hızlı hizmet verdiklerini söyleyebilirim. Beyaz eşya yenilememiz gerektiğinde ilk baktığımız ve çoğunluklada karar kıldığımız bir markadır.

4) Yeme içme alışverişlerimde helal damgası var mı konusuna özellikle dikkat eder içerikleri okur çoğunlukla da aynı markaları satın alırım. Çok yenilikçi değilim bu konularda malesef. Malesef diyorum çünkü gün geçmiyor ki bir markanın ürünlerinde kanserojen içerik bulunduğu ya da kötü katkı maddeleri bulunduğu haberleri okumayalım.

Aslında çok fazla konuda bağlılık gösterdiğim markalar var ama daha fazla uzatmak istemiyorum. Söylemek istediğim şu markalar konusuna önem veriyorsam nasıl bütçe yapıyorum. Kıyafet için sezon sonu indirimlerini takip ederim. Son moda olan kotu giymesemde olur yani bir önceki sezon bana fiyat olarak uygun geldiyse onu tercih ederim. Ayrıca bir alana bir bedava ya da %x indirim gibi kampanyaları da takip ederim. Gıda ile ilgili alışverişlerde ailecek toplu alışveriş yapar haliyle promosyon ucuzluğundan faydalanırız. Aldığım şeyleri uzun süreli kullanmayı seven biri olduğum için ben bu şekilde tercih ediyorum. Ucuz ürünleri kullanıp sık yenilemekte bir seçenek bütçe olarak daha uygun olduğunu ben düşünmüyorum belki yanılıyorumdur. Çok sevdiğim bir İngiliz atasözünde söylendiği gibi ''Ben ucuz mal alacak kadar zengin değilim.'' Benim tercihlerim böyle özel olarak kimseyi mimlemeyeceğim. Beğenen benim de fikrim budur diyen herkes davetlimdir.

SEVGİLER

Resim internetten alıntıdır

Karşılaştırmadan İyi Olamaz Mısınız?

Herkese Merhabalar 😊
Bu günün yazısı bir kişisel gelişim tekniğinin açıklaması olacaktı ama gün içinde gözlemlediğim hatta malesef dünyanın üzerine kurulu olduğu karşılaştırma konusu hakkında yazmak istedim. Bu konuda kişisel gelişim açısından çok önemli olduğu için daha öne almayı daha makul buldum. 

Gelelim konumuza karşılaştırma hayatın her alanına alakalı alakasız her yere girmiş durumda. Çocukken hatta bebekken mağruz kaldığımız bu durumu daha sonra bizde etrafta kim varsa ona uygulayarak devam ettiriyoruz. Çocukken komşunun bizi kendi çocuğuyla karşılaştırması ya da annemizin Fatma teyzenin kızı olsa böyle yapmazdı lafıyla karşımıza çıkıyor. Sonra okula gidiyoruz öğretmenlerimiz Ayşe gibi ödevlerini yapmalısın diyor. Sınavlara giriyoruz yeteneklerimiz karşılaştırılıyor. Sonra iş hayatına atıldık bu seferde konumlar var. Müdürler diğer çalışanlarla karşılaştırıp hakkımızda raporlar hazırlıyor. Evlendik belki eşimiz bizi kıyaslıyor belki de biz kendimizi eksik görüp kıyaslıyoruz. İçinden çıkılmaz gibi görünüyor değil mi? Kimseden düzene başkaldırmasını beklemiyorum zaten bende öyle yapmıyorum. Sadece kendimiz kontrol edebileceğimiz durumlarda bazen buna sınırlama getirebilme gücümüzü fark edebilmekten bahsedeceğim. Hemen hayat değişip ortalık süt liman olmayacak belki ama uzun vadede karşılaştırılma sonucu üzülen çocuğumuz daha mutlu olabilir. Ya da biri bizi karşılaştırdığı an bunu neden yaptığını bilirsek daha hızlı atlatırız. Bir kere bu bize büyüklerimiz onlara da onların büyükleri tarafından öğretilen bir durum haliyle yapanlar suçludur diyemeyiz. Kendimizde etkilendiğimizde bu bizim eksikliğimiz anlamına gelmez. Yani biz ya da başkaları suçlu değil. Birileri suçlu düşüncesi çözüm değil tartışma getirir.

Duruma karşı göstermememiz gereken bakış açısı kısmını anlatabildiğimi umarak devam ediyorum. Bu durumu en azından kendimiz kullanmamaya gayret edelim. En basitinden çocuğumuza filancanın oğlu böyle yapıyor şeklinde yaklaşmak yerine senden şu davranışı görmek beni mutlu eder. Bu konuda yetenekli olduğunu düşünüyorum şeklinde destekleyici konuşmalar yapabiliriz. Karşılaştırırken filancanın oğlunun üstünlüğünü vurgularken çocuğun yeteneğinden konuşurken onun yetenekleri ön planda olacaktır.

Gene bir durum var ki bence bu kilit nokta sizin iyi olduğunuzun bilinmesi için başkalarının kötü olduğunun belirtilmesine gerek yok. Buna şöyle örnek vermek istiyorum. Bir firma görevlisine gidiyorsunuz size bir ürünü tanıtması lazım ama tanıtımı rakip firmada bunlar yok şeklinde anlatarak yapmayı seçiyor. Bence bilinmeyen nokta şu kötü özelliklerini anlattın ve o anlık kazandın senden ürün satın aldı diyelim. Alıcının bilinçaltında rakip markanın bilinirliğini arttırdığın için uzun vadede rakibe hizmet etme durumu söz konusu. Başka bir örnekte bir insana inandığımız bir şeyden bahsediyor olalım savunma mekanizmamızı karşı tarafın hataları onların zaaflarını anlatma şeklinde seçersek hem uzun vadede o inancın bilinmesine katkı sağlıyoruz. İnsanlar aynı mesai içinde karşınında inceliklerini öğrendi malum. Hemde neyden bahsediyorsak enerjimiz o tarafa yönelir. Enerjimizi kendi işlerimize kendi ürünümüzün özelliklerine kendi inancımızın inceliklerine vermek bizi başarıya daha fazla yaklaştırır. Bir çok ülkede muhalefet partilerinin çoğunlukla muhalefet kalması da bence aynı durumun sonucu. Propaganda hep karşının kötü yönlerinde kendisinin ana parti olması resmi hiç gösterilmiyor. Bu resmi sen göstermiyorsan insanlar nasıl anlasın. İşe gireceksin piyasada ki çalışanların eksiklerini konuştuğun bir iş görüşmesi geçiriyorsun. Senin iyi özelliklerini anlatmadığın işverenin bilinçaltı neden senin iyi olduğunu düşünsün. İşi alamassın ya da bizi işe almazlar demiyorum. İşe alınabiliriz ama o iş yerinde ilk yükselecek kişinin biz olma ihtimalini kendimiz düşürmüş oluyoruz.

Son olarak bizim dışımızda gerçekleşen durumlar var. Bize öğretilen sistem sınavlar değerlendirmeler hep karşılaştırma üzerine birileri bize bu davranışlarla geldiğinde bu şekilde gelen kişiye sinirlenmek yerine öteki türlü gelmeyi bilmediğini düşünmeliyiz. Ne olduğumuzu düşünüyorsak ne olduğumuza inanıyorsak ne olmaya gayret ediyorsak biz oyuz. Bir başkasının bizden iyi ya da kötü olması durumu onu bağlar. İyi olduğumuza inanmak için başkalarının tökezlemesine gerek yok kişi kendine inanırsa yükselir ve başarır. Markasına güveniyorsa satışları artacaktır. Ben buna inanıyorum. Peki bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

SEVGİLER

Büyük Blog Küçük Blogu Yer Mi?

Herkese Merhabalar 😊
Bana kasvet veren kış mevsimi yavaş yavaş yerini bahara bırakıyor. Gerçi çok üşümeye meyilli bir insan olduğum için hala çift kat çorabım ayağımda bunu itiraf edebilirim.😂 Olsun varsın. Blogda okuduklarımdan duyduğum kişisel gelişim tekniklerinden bahsetmek bahsederken kendimde pekiştirme amacıyla yazan birisiyim. Aldığım eğitimler, video bültenler, okuduğum kitaplar falan ooo ne güzel hepsinden yazarım düşüncesi vardı kafamda. Hepsinden ziyade yazmaya karar vermem şu nedeni içeriyor. Ortalama 10 sene kadar önce (eksik yada fazla olabilir tarihlerle aram iyi değildir) yoga yapmak istemiştim. Ve bu konuda eğitimler almış fazlaca bilgili insanların arasına düştüm(tabiki kendim isteyerek). Benle konuşuyorlar öğretmeye çalışıyorlardı her şey iyi hoştu ama bir konuda temel kavramları bilmiyorsak bocalıyoruz. Bunu yaşadığım için blogda kişisel gelişimin, yoganın, meditasyonun temel konularıyla ilgili terim kullanmadan ya da bu terimleri açıklayarak yazma fikri beni çekti. Bunu yaparken tabi ki okunsun istedim hala istiyorum. Ben okunma amacı gütmüyorum diyenlere saygım var ama benim amacım gerçekten beğenen ya da yazdığım konuda farklı görüşe açık insanlara bir kırıntı farkındalık katmak. Yani 12445215 kişi tıklasın ama okuyup okumadığı önemli değil kafası bana pek uymuyor. Benim isteğim hoşuna giden okusun samimi bulduysa yorum yazsın beğendiyse takip etsin beğenmediyse ona takipçi olayım diye etmesin. İlk defa ziyarete gittiğim bloga o an içimden geldiyse kendi bloguma davet yorumu yazarım blogunu beğendiysem takipte ederim. Birini takip etmek için illa karşılıklı olması gerekmiyor. Link bıraktım diye illa beni takip etsin isteğimde yok sevmediyse etmesin. Bir iki haftadır yerli yabancı bir kaç blogdan kimisi mail yoluyla kimisi yorumla davet alıyorum. Link bırakana tıklayıp beğendiysem takipçide olurum bunlara varım. Lakin bir kaç blog sahibinden şöyle bir talep aldım linklerini yollayıp kendilerini takip etmemi istemişler takipten sonra yorum atarsam beni geri takip edeceklermiş. Zaten bloguma gelmişsin beni bulmuşsun beğendiysen et beğenmemiş olabilirsin ona da varım. Linkini bırak inceler gerisine bakarım. Şartlı takip bana uymadı ve nazik bir şekilde bunu izah ettim. Gelen cevap bana dahada garip geldi. Kendisinin büyük blog olduğunu önce benim gelmem gerektiğini yazmış ya da buna benzer bir şeyler işte :). Ben burada bir kaç mantık hatası buldum kendimce. Sevgili büyük blog sahibi beni bir şekilde buldun sen talepte bulunuyorsun normalinde benim seni bulmam gerekmez miydi. Malum takipçi sayın çok ya. Bu burada dursun sırf beni takip et diye takipçi butonunu tıkladım diyelim. Yapmam ya hadi oldu yaptım diğer postlarında ne yapacağız. Blogu beğenmediysem bir daha ugramayacağım demektir. Okuma listemde çeşitli konularda bloglar var onları takip etmişimdir bir sebepten. Sayısal karşılaştırma yapınca zaten belli hepside beni geri takip etmiyor. Bir daha uğramayacaksa takipçi olmasının pekte anlamı yok bana göre. Okuma listesinde çıkan postlara vaktim oldukça tıklar beğendiysem ve yazacak lafım varsa yorumda yaparım zaten bana şart koymasına gerek yok. Bazen beğendiğim posta yazacak yorum aklıma gelmiyor buda okumuyorum demek değildir. Karşısındakini tıklanma takipçi olarak gören büyük blog sahibi bana uğramasanda listemde olmasan da olur napalım bende küçük balık olarak devam edecem mecbur 😉😊.  

Gene çenem düştü az kaldı topluyorum :). Blog yazma amacım benim bildiğim paylaşmak istediğim şeyleri başkaları da görsün isteğidir. Birine yorum yazdım takipçi oldum ya da başka bir şey yaptım diye bana takipçi olması şartı yoktur. İlgisini çeken 10 kişide okusa fark etmez. Herkes gibi okunmak isterim ama şartlarım falan yok sizlere link bıraktıysam bana geldiğinizde önce benim faydama davranmanız şartını koymuyorum. Bu şartı koyana da saygım var sadece ben o yoldan gitmeyeceğim kusuruma bakılmasın lütfen. Yazımdan bana link bırakmayın şeklinde bir şey anlaşılmadığını umuyorum. Link bırakmayanı bulmak blogger sistemi yüzünden zor iyi ki bırakıyor. Ama şartlı link bırakılması beni azıcık rahatsız etti. Herkese huzurlu mutlu günler.

Not: Beni takip eden okuyan yorum yapan takipçi sayısı çok bir sürü blog var. Hatta yeni olduğum zamanlarda hiç beni tanımamasına rağmen beni öneren yazı yazanda oldu. Sözüm kesinlikle onları hedef almıyor. Ve alçak gönüllü davrandıkları bu olaydan sonra fark ettim. Kendilerine teşekkür ederim.

SEVGİLER

528 Hz Dna İyileştirici Müzik

Herkese Merhabalar 😊
Bahar geliyor en azından Ankara bir haftadır güneşli. En sevdiğim mevsim olan yaza az kaldı. Bu durum benimde yenilenmeme, kendime ve yaptıklarıma bir tık daha fazla dikkat etmeme sebep oldu. Tekrar 528 hz müziklerimi dinleme listeme ekledim günde bir iki saatte olsa dinlemeye dikkat ediyorum. Daha önce dinlediğim müziklerin kelime içeriklerine dikkat ettiğimden bahsetmiştim. O yazının linkini şuraya bırakıp dinlediğimiz müzik frekanslarıyla ilgili konuya devam etmek istiyorum. Bu konu ile ilgili özellikle internette çok az türkçe kaynak var. Yabancı kaynaklardan ve az bulunan türkçe kaynaklardan okuduklarımı birleştirerek ancak bilgi sahibi olabildim.


Titreşimler hayat üzerinde büyük etkiye sahiptir. Yakın bir zamanda yapılan deneyde güzel sözler söylenen suyun kristalize yapısı gözlemlenmiş ve çok güzel sonuçlar verdiği gözlemlenmişti. İnsan vücudunun %70'i su olduğuna göre frekansların yani titreşimlerin üzerimizde etkili olduğu fikrine varmak sürpriz değildir. Frekanslar ve etkileri şöyledir.
396 Hz: Suçluluk duygusu ve korkudan özgürleşme
417 Hz: Durumu çözmek, değişimi kolaylaştırmak
528 Hz: Dönüşüm ve mucizeler
639 Hz: Yeniden bağlantıya geçmek, ilişkiler
741 Hz: İfadeler, çözümler
852 Hz: Uyanışın sezgisine olmak

Bizim şu anda dinlediğimiz tüm şarkılar 440 Hz'dedir. Her enstrüman standart tuning denilen 440 Hz ile akort edilerek bu şekilde şarkılar seslendiriliyor. Bahsi geçen frenkansın asabiyet, kedere sürüklenme, hastalık ve kriz durumlarını tetikler bir frekans olduğunu bilen askeri kitleler bunu kullanma adına müzik piyasasını tekelleştirmişlerdir. Daha önce kullanılan A=444 Hz (C=528 Hz) ise kullanım dışı bırakılmıştır.

Aynı zamanda sevginin frekansı da denilen 528 Hz müziklerin internet ortamından ulaşılması oldukça kolay. Düzenli dinlenmesi sonucu hastalıkların tedavisine alternatif bir destek olarakta kullanılan 528 Hz için dna yenileme frekansı denilen kaynaklara rastladım.


Örnek olması açısından bir tane bu şekilde olanlardan ekledim ama ben bu türde olan 528 Hz müziklere ısınamadım. Kendime alternatif olarak klasik müzik türünde 528 hz frekanslı müzikler buldum. Onuda hemen ekleyeyim.


Uzun uzadıya şu araştırmayı bu bilim adamı yapmış bunun sebebi budur şeklinde bir yazı olmasını istemedim. Daha önce dikkatini çekmemiş olanlara ufak bir fikir vermesi adına yazdım bu konuda. Benim konu ile ilgili fikrime gelecek olursak bu bilgiden sonra bir çok insan gibi gene Amerikanın oyunu bizim hakkımızda neler düşünüyorlar hainler tarzında suçlamaya ya da kafama komplo teorisi yerleştirme yoluna gitmedim. Kaldı ki standart tuning uygulaması tüm dünya üzerinde silah şirketlerinin desteğiyle 1910 dan itibaren uygulanan bir durumdur şeklindeki bilgilerden yola çıkıp hep Türklerle uğraşılıyor algısına geçmek mantıklı da değil. Ben gene kulağıma hoş gelen sözleri beni manipüle etmeyen tüm müzikleri dinlemeye devam ediyorum. Bu bilgilerden sonra klasik müziklerimi 528 Hz seçip listeme o şekilde ekledim. Gün içinde bir kaç saatte (bazen dakika) olsa bu frekansta dinlemiş olmaya çalışıyorum o kadar.

Son olarak iki frekans arasındaki farkı gösteren bu videoyu paylaşmak istiyorum.


SEVGİLER

İstememek Aslında İstemektir

Herkese Merhabalar 😊
Bugün benimde bazen farkında olmadan yaptığım zaman zamanda toplumun bir parçası olmam sebebiyle mağruz kaldığım bir durumdan bahsetmek istiyorum. İstemediğimiz şeylerden konuşmaya bayılıyoruz.

Diyelim ki bizi memnun etmeyecek bir olay yaşadık. Olayın orada bitirildiğine pek rastlamadım. Anda yaşadık etkilendik, sonra en yakın arkadaşımıza anlatırken etkilendik, akşam eve geldik ailemize anlatıyoruz (bize verecekleri ilgiyi almayı isteme durumu) etkilendik. Artık uyku zamanı dua ediyoruz onun içeriğinde de yaşanan durumu bir daha yaşamama isteğimiz var. Ya da Allah'ım beni kimseye muhtaç etme cümlesi.

Yaşamadan uyarma huyumuz var mesela. Uyarı aslında olabilir bir davranışken orada da istemediklerimizi belirtiyoruz. Hata yapma durumu haricinde uyarı yapılma diye bir kural var sanki. Bana böyle davranma. Beni eleştirme. Gideceğimiz yerde sakın kilolarımdan bahsetme. Beni ezemessin. Beni manipüle etme.

Dua konusuna yukarıda bir örnek verdim. Bence tek örnekle geçilmeyecek derecede önemli. Muhtaç olmama içeren, kötülüklerden korunması gereken bizler dua ederken öyle cümleler kuruyoruz ki duyduklarımı hayal ettiğimde ürpermeden edemiyorum.


Son olarak anti olma örneklerini vermek istiyorum. Kurulan dernek isimlerinde bunu sıklıkla fark ederim. Sigarayla savaşanlar derneği mesela neden iyi bir amaç edinen dernek isminde savaş geçer bunu anlamak benim için imkansız. Savaş karşıtı eylemler, silah istemeyenler örnekleri arttırmak mümkün.

Örneklerini irdeledikten sonra söylemek istediğim şudur. Kelimeler hissettiklerimiz yarınımız üzerinde muaazzam bir etkiye sahip.  Ayrıca beyin olumsuzluk eklerini algılamaz. Buna yabancı kültüründe sıklıkla verilen örnek evin içinde pembe fil yok örneğidir. Bu cümle söylendikten sonra bile aklımıza içinde fil olan bir ev geliyor ve gözümüzün önünde canlanıyor. Kırmızı ayakkabı düşünme cümlesini duyduğumuz an gene zihnimizde kırmızı bir ayakkabı canlanır. Bana karışma dediğimizde etkin enerjimiz insanların işlerimize burnunu sokması durumu. Zaten ne yaşıyorsak yaşadık bence birde bunu deneyip sadece istediğimiz konulardan konuşalım. Kötü bir olayı defalarca anlatıp düşük enerjimizi etkin halde tutma durumunu destekliyoruz. Son olarak düşünce tarzını çok sevdiğim Rahibe Teresa'nın beni savaş karşıtı eylemlere davet etmeyin benimle sadece barış konuşun cümlesi beni en çok etkileyen duruşlarından birisi. Savaş istemiyorsak barış dernekleri kuralım, arabasızlık canımızı mı sıkıyor arkadaşımıza her daim bu konuda yakınmak yerine almak istediğimiz modelden konuşalım. Ben olmamış şeyi konuşmam diyor olabilirsiniz o zaman arabasızlık sohbetlerini başka konuyla değiştirin. Etkin enerjimizin daha pozitifte kalması ilk adımdır ve büyük değişimler için olmassa olmaz durum. İstediklerimizle buluştuğumuz bir gün olması dileğiyle.

SEVGİLER